Ne Ahlak Kaldı, Ne Sevgi, Ne Saygı…
Nereye gidiyoruz?
Bazen insan etrafına bakıyor ve kendi kendine şu soruyu soruyor:
Ne oldu bize?
Ne ahlak kaldı, ne sevgi, ne saygı…
İnsanlar birbirine tahammül edemez hale geldi. Dostlukların yerini menfaatler, kardeşliğin yerini çıkar ilişkileri, komşuluğun yerini ise “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı aldı.
Bugün birçok insan, karşısındaki insanın ne yaşadığını, ne çektiğini, nasıl bir hayat mücadelesi verdiğini düşünmeden yalnızca kendi çıkarının peşinde koşuyor.
Rant, makam, para ve menfaat uğruna insanlar birbirini satabilecek hale geldi.
Oysa bizim çocukluk yıllarımız böyle değildi.
Bizim zamanımızda paylaşmak vardı.
Bir evde ekmek varsa komşunun çocuğu da o ekmekten nasibini alırdı. Birimizin evinde yemek yoksa diğeri sofrasını açardı.
“Bende yoksa sende vardır, sende yoksa bende vardır.”
Biz böyle büyüdük.
Komşuluk sadece aynı sokakta oturmak değildi. Komşuluk, iyi günde sevinci; kötü günde acıyı paylaşmaktı.
Arkadaşlık, çıkar ilişkisi değildi.
Dostluk, zor gününde yanında olmaktı.
Kardeşlik, sadece aynı anne babadan dünyaya gelmek değildi; birbirinin yükünü taşımaktı.
Şimdi ise ne yazık ki bambaşka bir noktaya geldik.
İnsanlar birbirinin yüzüne gülüyor ama arkasından ne konuştuğunu bilmiyorsunuz. Menfaat ortadan kalktığında birçok ilişkinin de bir anda sona erdiğine şahit oluyoruz.
Bugün seni alkışlayan, yarın çıkarı için seni satabiliyor.
Peki vicdanımız nerede?
Merhametimiz nerede?
İnsanlığımız nerede?
Komşusu açken tok yatanların sayısı artıyor. Bir tarafta milyonlarına milyonlar katanlar, lüks ve şatafat içerisinde yaşayanlar var; diğer tarafta ise evine bir lokma ekmek götürmek için mücadele eden insanlar…
Bir çocuğun beslenme çantasını dolduramadığı, bir babanın evladına istediğini alamadığı, bir annenin pazar filesini doldurmakta zorlandığı bir toplumda hâlâ yalnızca kendi zenginliğini düşünenlerin olması düşündürücüdür.
Para kazanmak ayıp değildir. Zengin olmak da ayıp değildir.
Ayıp olan, sahip olduklarının içinde insanları unutmak…
Ayıp olan, makamın ve paranın insanlığın önüne geçmesine izin vermek…
Ayıp olan, düşene el uzatmak yerine onun üzerine basıp yükselmeye çalışmak…
Bizim çocukluğumuzda insanlar birbirinin halini hatırını sorardı.
“Bir ihtiyacın var mı?” diye soran insanlar vardı.
Şimdi ise bazen en yakınımızdaki insanın derdinden bile habersiziz.
Çünkü herkesin gözü kendi cebinde, kendi makamında, kendi hesabında…
Oysa hayat dediğimiz şey çok kısa.
Bugün sahip olduğumuz para, makam, güç ve itibar yarın elimizde olmayabilir.
Ama geride bıraktığımız iyilikler, dostluklar ve insanlığımız kalır.
Ben hâlâ eski günleri özlüyorum.
Sofraların daha mütevazı ama insanların daha gönlü zengin olduğu günleri…
Bir lokmanın bölüşüldüğü, bir bardak çayın kırk yıl hatırının sayıldığı günleri…
Dostluğun parayla, kardeşliğin menfaatle ölçülmediği günleri…
Belki her şey tamamen bitmedi.
Belki hâlâ vicdanını kaybetmemiş, komşusunun derdiyle dertlenen, düşene el uzatan, paylaşmayı bilen insanlar var.
Ama onların sesini daha fazla duyurmamız gerekiyor.
Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, kaç milyona sahip olduğu değil; insanına ne kadar değer verdiğidir.
Gelinen noktada hepimizin kendimize sorması gereken bir soru var:
Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Paranın her şeyden önemli olduğu, insanların çıkar için birbirini sattığı, sevginin ve saygının giderek yok olduğu bir dünya mı?
Yoksa yeniden paylaşmayı, dayanışmayı, komşuluğu, dostluğu ve insanlığı hatırladığımız bir dünya mı?
Karar bizim.













