Zonguldak denilince akla önce emek gelir.
Kömür gelir, madenci gelir, alın teri gelir…
Bu şehirde nice insan, yerin yüzlerce metre altında karanlığın içinde çalışarak ailesinin ekmeğini kazandı. Nice anne-baba, çocuklarını büyütebilmek, evine ekmek götürebilmek için yıllarını ağır iş şartlarında geçirdi.
Bugün Zonguldak’ın sokaklarında gezen emeklilerin önemli bir bölümü, işte o büyük emeğin insanlarıdır.
Fakat bugün emekli, kendi memleketinde geçim sıkıntısıyla karşı karşıya.
Market fiyatları yükseliyor, faturalar kabarıyor, kira ve ulaşım giderleri artıyor. Emeklinin aldığı maaş ise ayın sonunu getirmeye yetmiyor. Yıllarca çalışan, prim ödeyen, ülkenin üretimine katkı sağlayan insanlar bugün “Bu ay nasıl geçineceğim?” hesabı yapmak zorunda kalıyor.
Zonguldak’ın emeklisi neden bu kadar önemli?
Çünkü Zonguldak’ın hikâyesi yalnızca bir şehir hikâyesi değildir.
Bu şehir, Türkiye’nin sanayileşme tarihinde önemli bir yere sahip olan kömür üretiminin merkezlerinden biridir. Madencinin emeği yalnızca Zonguldak’a değil, ülkenin enerji ve sanayi hayatına da katkı sağlamıştır.
Bugün emekli kahvesinde oturan, pazara çıkan, hastaneye giden o insanların geçmişinde büyük bir emek hikâyesi vardır.
Birçoğu yıllarca TTK’da, özel maden ocaklarında, fabrikalarda, kamu kurumlarında ve farklı sektörlerde çalıştı.
Şimdi beklentileri çok büyük değil.
Lüks bir hayat istemiyorlar.
Sadece huzurlu bir emeklilik istiyorlar.
Faturasını düşünmeden evinde oturabilmek, pazardan istediğini alabilmek, gerektiğinde çocuğuna ve torununa destek olabilmek istiyorlar.
Emekli, ayın sonunu bekliyor
Zonguldak’ta emekli vatandaşla konuştuğunuzda ekonomi tartışmasını rakamlardan önce hayatın içinden dinliyorsunuz.
“Et alamıyorum.”
“Pazara çıktığımda elim boş dönüyorum.”
“Faturalar maaşı bitiriyor.”
“Torunuma harçlık vermeye çekiniyorum.”
Bu cümleler artık sıradanlaşmamalı.
Çünkü bunların her biri, yıllarca çalışan insanların bugün yaşadığı hayatın gerçek bir fotoğrafıdır.
Zonguldak’ın emeklisi yalnız bırakılmamalı
Emekli meselesi yalnızca maaş artışından ibaret görülmemeli.
Zonguldak gibi emekli nüfusunun ve emek kültürünün güçlü olduğu kentlerde sosyal politikalar daha kapsamlı düşünülmeli.
Ulaşımda, sağlık hizmetlerine erişimde, sosyal yaşamda ve temel ihtiyaçlarda emeklinin yükünü hafifletecek yerel ve merkezi politikalar birlikte ele alınmalı.
Çünkü Zonguldak’ın emeklisi bu şehrin yükünü yıllarca taşıdı.
Şimdi sıra bu şehrin emeklisinin yükünü hafifletmekte.
Bir şehir emeğini unutmamalı
Bugün Zonguldak’ın sokaklarında emekli bir madenci gördüğümüzde yalnızca yaşlanmış bir insan görmemeliyiz.
O insanın arkasında yıllarca süren bir çalışma hayatı, yerin altında geçen vardiyalar, alın teri, fedakârlık ve bir ömür vardır.
Zonguldak’ın geleceğini konuşurken geçmişte bu şehri ayakta tutan insanları da konuşmak zorundayız.
Çünkü emeklisini unutan bir şehir, kendi tarihinin önemli bir bölümünü de unutmuş olur.
Zonguldak’ın emeklisi sadaka değil, emeğinin karşılığını ve insanca yaşamayı istiyor.
Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şu:
Yıllarca bu ülke için çalışan Zonguldak’ın emeklisi, kendi ülkesinde ve kendi şehrinde neden rahat bir emeklilik yaşayamıyor?
Bu sorunun cevabı, yalnızca emeklinin değil, Zonguldak’ın geleceğinin de meselesidir.
ÇINAR ÇELİK













