Eskiden “Çarşıya çıkalım” denildiğinde insanın aklına biraz gezmek, birkaç ihtiyacını almak, bir yerde oturup çay içmek gelirdi.
Şimdi ise çarşıya çıkmadan önce hesap yapıyoruz.
Dolmuşa ne kadar vereceğiz?
İki kişi bir yerde otursak hesap ne gelecek?
Çocuğa bir şey alsak bütçe ne olacak?
Markete girsek kaç lirayla çıkacağız?
Ve daha evden çıkmadan insanın aklına şu soru geliyor:
“Bugün çarşıya çıkmasak mı?”
Zonguldak’ta hayat pahalılığının günlük yaşamdaki en net karşılığını görmek isteyen bir vatandaşın çarşıda birkaç saat geçirmesi yeterli.
DAHA ALIŞVERİŞ YAPMADAN PARA HARCANIYOR
Kent merkezine uzak bir mahallede veya ilçede yaşayan vatandaş için çarşıya gelmenin ilk maliyeti ulaşım.
Aile birkaç kişiyse gidiş-dönüş ulaşım gideri daha kapıdan çıkarken bütçeye yazılıyor.
Özel araçla gelecekseniz bu kez yakıt ve park meselesi karşınıza çıkıyor.
Yani cebinizden para çıkması için alışveriş yapmanıza bile gerek yok.
Daha çarşıya ulaşırken harcamaya başlıyorsunuz.
BİR ÇAYIN BİLE HESABI YAPILIYOR
Çarşıda gezerken yoruldunuz.
Eşinizle veya arkadaşınızla oturup iki bardak çay içeceksiniz.
Yanında çocuk varsa bir meyve suyu, bir tost veya tatlı isteyecek.
Eskiden üzerinde fazla düşünülmeyen küçük harcamalar bugün aile bütçesinde hissedilir hale geldi.
İnsanlar artık menüyü sadece ne yiyeceğini seçmek için değil, ne kadar ödeyeceğini hesaplamak için inceliyor.
Bir kafede oturmak, dışarıda yemek yemek veya çocuklarla küçük bir mola vermek birçok aile için sıradan bir alışkanlıktan çıkıp planlanan bir harcamaya dönüşüyor.
ÇARŞIYA İHTİYAÇ İÇİN ÇIKIYORSUNUZ, İHTİYAÇTAN VAZGEÇİP DÖNÜYORSUNUZ
Ayakkabı eskimiş.
Mont gerekiyor.
Çocuğun okul ihtiyacı var.
Evin bir eksiği tamamlanacak.
Vitrinin önünde duruyorsunuz, fiyatına bakıyorsunuz.
Sonra o meşhur cümle geliyor:
“Biraz daha idare etsin.”
İşte hayat pahalılığını anlatan en güçlü cümle belki de budur.
İnsanların ihtiyaçlarının ortadan kalkması değil, ihtiyaçlarını ertelemek zorunda kalması…
Ayakkabı hâlâ lazım.
Mont hâlâ lazım.
Evdeki eksik hâlâ duruyor.
Sadece satın alma tarihi erteleniyor.
ESNAF DA AYNI ÇEMBERİN İÇİNDE
Burada bütün meseleyi esnafın fiyatlarına bağlamak da doğru değil.
Çünkü dükkân sahibi de kira ödüyor.
Elektrik ödüyor.
Personel çalıştırıyorsa maaş ve diğer giderlerle karşılaşıyor.
Malını yerine koyarken artan maliyetlerle mücadele ediyor.
Vatandaş “Pahalı” diyor.
Esnaf “Maliyet yüksek” diyor.
İkisinin de ortak noktası aynı:
Geçinmek giderek zorlaşıyor.
Vatandaş harcayamıyor, esnaf satış yapamıyor.
Esnaf satış yapamayınca maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor.
Bu kez vatandaş ile esnaf karşı karşıyaymış gibi görünüyor.
Oysa çoğu zaman ikisi de aynı ekonomik sıkışmışlığın farklı taraflarında.
EMEKLİLERİN ŞEHRİNDE BU DURUM DAHA FAZLA HİSSEDİLİYOR
Zonguldak denildiğinde emek kenti diyoruz.
Madencisiyle, işçisiyle, emeklisiyle yıllarca alın terinin şehri olmuş bir kentten söz ediyoruz.
Bugün çarşıda yürürken emeklilerin fiyatlara nasıl baktığını gözlemleyin.
Bir ürün eline alınıyor.
Fiyatına bakılıyor.
Sonra yerine bırakılıyor.
Pazarda birkaç tezgâh dolaşılıyor.
Aynı ürünün birkaç lira daha uygunu aranıyor.
Bu görüntüler aslında ekonomik tabloların günlük hayattaki karşılığı.
ÇOCUĞA “OLMAZ” DEMEK EN ZORU
Hayat pahalılığının yetişkin tarafını sürekli konuşuyoruz.
Bir de çocukların gördüğü taraf var.
Çarşıda gezerken oyuncak isteyen çocuk…
Bir hamburger yemek isteyen genç…
Ayakkabı beğenen öğrenci…
Anne veya baba bazen “Sonra alırız” diyor.
Çocuk için iki kelimelik bir cevap.
Anne-baba içinse çoğu zaman cebindeki paranın hesabı.
İnsanları yoran yalnızca fiyatların yükselmesi değil; eskiden sıradan kabul edilen küçük mutlulukların bile bütçe hesabına dönüşmesi.
ÇARŞIYA ÇIKMAK SOSYAL HAYATTI
Bir şehrin çarşısı sadece alışveriş yapılan yer değildir.
İnsanların karşılaştığı, sohbet ettiği, yemek yediği, çocuklarıyla vakit geçirdiği yaşam alanıdır.
Çarşıya çıkmak lüks olmamalı.
Bir ailenin hafta sonu dışarı çıkması, çocuğuyla yemek yemesi veya iki bardak çay içmesi büyük bir ekonomik karar haline gelmemeli.
Çünkü insanlar sadece kira, fatura ve market masrafını karşılamak için yaşamıyor.
Sosyalleşmek de hayatın bir parçası.
HAYAT PAHALILIĞINI RAKAMLARDAN ÖNCE ÇARŞIDA GÖRÜYORUZ
Ekonomi konuşulduğunda yüzdeler, oranlar ve istatistikler havada uçuşuyor.
Ama vatandaşın ekonomisi çok daha basit.
Cüzdanını açıyor.
Parasına bakıyor.
Fiyat etiketine bakıyor.
Ve kararını veriyor.
Alabiliyorsa alıyor.
Alamıyorsa erteliyor.
Bugün Zonguldak çarşısında asıl mesele insanların ne kadar harcadığı değil.
Kaç şeyden vazgeçerek eve döndüğü.
Belki de hayat pahalılığını anlatmak için uzun ekonomik raporlara gerek yok.
Bir aileyle birlikte Gazipaşa’ya çıkın.
Ulaşımını, bir öğün yemeğini, iki bardak çayını ve birkaç temel ihtiyacını hesaplayın.
Sonra cebinde ne kaldığına bakın.
Cevabı orada göreceksiniz:
Çarşı aynı çarşı… Ama artık o çarşıda birkaç saat geçirmek bile aile bütçesinin meselesi.













