Bir zamanlar markete giderken alışveriş listesi hazırlanırdı.
Şimdi ise listeyi fiyatlar belirliyor.
Süt alınacak, peynir alınacak, yumurta alınacak, yağ alınacak, sebze-meyve alınacak…
Kasaya yaklaşırken insanın aklından tek bir soru geçiyor:
“Acaba ne kadar tutacak?”
Özellikle emekliler açısından market alışverişi artık sıradan bir ihtiyaç karşılamanın ötesine geçti. Sepete atılan her ürünün hesabı yapılıyor, bazı ürünler kasaya ulaşamadan yeniden rafa bırakılıyor.
EMEKLİNİN ALIŞVERİŞ LİSTESİ DEĞİŞTİ
Eskiden emekli markete girdiğinde evinin ihtiyacını düşünürdü.
Bugün önce cebindeki parayı düşünüyor.
Bir kilo peynir yerine daha azını almak…
Etiketleri tek tek karşılaştırmak…
İndirim gününü beklemek…
Bir marketten diğerine birkaç lira daha ucuz ürün aramak…
Et yerine daha uygun alternatiflere yönelmek…
Meyveyi kiloyla değil, tane hesabıyla almak…
Bunlar artık tasarruf yönteminden çok geçinme mücadelesinin görüntüleri haline geldi.
En acısı da şu:
İnsanlar lüksten vazgeçmiyor.
Temel ihtiyaçlarından kısmaya çalışıyor.
MARKET ARABASI DEĞİL, HESAP MAKİNESİ GEZDİRİYORUZ
Markete girdiğinizde raflar dolu.
Ürün var.
Çeşit var.
Ama mesele rafların dolu olması değil.
Mesele vatandaşın o raftaki ürünü satın alıp alamaması.
Özellikle sabit gelirle geçinen emekli için birkaç üründeki fiyat değişikliği bile aylık bütçenin dengesini bozabiliyor.
Elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, ilaç ve varsa kira ödendikten sonra geriye kalan parayla mutfak döndürülmeye çalışılıyor.
Bu nedenle market arabasının içine artık sadece ürün konulmuyor.
Her ürünle beraber hesap da yapılıyor.
“Bunu almasam olur mu?”
“Daha küçüğü var mı?”
“Başka markette daha ucuz mudur?”
“Bu haftayı atlatsak gelecek hafta alırız.”
Emeklinin alışveriş sırasında kendi kendine sorduğu sorular bunlar.
ZAM SADECE ETİKETTE KALMIYOR
Gıda fiyatlarındaki artışın etkisi yalnızca market kasasında hissedilmiyor.
Sofranın içeriğini de değiştiriyor.
Vatandaş daha ucuz ürüne yöneliyor, bazı gıdaları daha seyrek tüketiyor veya miktarını azaltıyor.
Dolayısıyla mesele sadece “alışveriş pahalandı” meselesi değil.
Mesele, insanların beslenme tercihlerini ekonomik zorunlulukların belirlemeye başlaması.
Hele söz konusu emekliler olduğunda durum daha önemli.
Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, üretmiş bir insanın emeklilik döneminde market rafının önünde dakikalarca fiyat karşılaştırması yapması düşündürücü değil mi?
HER ZAMMIN SUÇLUSU MARKET Mİ?
Burada kolaycılığa kaçıp bütün sorumluluğu marketlere yüklemek de doğru olmaz.
Market fiyatı tartışılacaksa üreticiden rafa kadar uzanan zincirin tamamına bakmak gerekir.
Çiftçinin üretim maliyeti ne?
Nakliye ne kadar?
Enerji maliyeti ne?
Kira ne kadar?
Aracıların payı ne?
Market hangi üründe ne kadar kâr ediyor?
Aynı ürün farklı marketlerde neden farklı fiyatlardan satılıyor?
Gerçek bir fiyat tartışması ancak bunların tamamı şeffaf biçimde ortaya konulduğunda yapılabilir.
Fahiş fiyat varsa denetlensin.
Haksız kazanç varsa gereği yapılsın.
Ama üreticinin tarladaki maliyetini konuşmadan yalnızca raftaki etikete kızarsak meselenin yarısını görmüş oluruz.
EMEKLİNİN ZAMMI MARKETE GİTMEDEN ERİMEMELİ
Emekli maaşlarına yapılacak artışlar elbette önemli.
Fakat daha önemli bir soru var:
Maaşa gelen zam, vatandaşın satın alma gücünü gerçekten artırıyor mu?
Emekliye belirli bir oranda zam yapılıyor ancak aynı dönemde gıdadan kiraya, ulaşımdan enerjiye kadar temel giderler yükseliyorsa vatandaş cebinde gerçek bir rahatlama hissetmiyor.
Emeklinin baktığı yer maaş bordrosundaki rakam değil.
Market poşeti.
Dün aynı parayla kaç ürün alabildiğine, bugün kaç ürün alabildiğine bakıyor.
Satın alma gücü dediğimiz şey de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
ZONGULDAK’TA EMEKLİNİN PAZAR ÇANTASINA BAKIN
Zonguldak bir emekçi şehri.
Yıllarca maden ocaklarında, fabrikalarda, kamu kurumlarında ve özel sektörde çalışan binlerce insan bugün emeklilik hayatını sürdürüyor.
Ekonominin emekliye nasıl yansıdığını anlamak için uzun konuşmalara gerek yok.
Bir emeklinin market alışverişini izleyin.
Peynirin fiyatına bakıp geri bırakıyorsa…
Kasap reyonunun önünden geçip gidiyorsa…
Meyveyi kilo yerine birkaç tane alıyorsa…
İndirim broşürlerini takip ederek market market dolaşıyorsa…
Orada anlatılan şey sadece hayat pahalılığı değildir.
Satın alma gücünün hikâyesidir.
MESELE SEPETİ DOLDURMAK DEĞİL, SOFRAYI KORUMAK
Gıda temel ihtiyaçtır.
İnsanların yeterli ve dengeli beslenebilmesi lüks olarak görülemez.
Bir ülkenin ekonomik durumunu anlamanın yollarından biri de vatandaşın sofrasına bakmaktır.
Emeklinin sofrasında peynir küçülüyor, et seyrekleşiyor, meyve azalıyor ve alışveriş listesi sürekli kısalıyorsa üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorun vardır.
Bugün marketlerde raflar dolu olabilir.
Ama asıl soru bu değil.
Emeklinin o raftaki ürüne eli uzanabiliyor mu?
Ekonomiyi anlatan belki de en gerçek gösterge budur.
Çünkü emekli rakamlarla yaşamıyor.
Emekli maaşıyla yaşıyor, faturasıyla yaşıyor, market fişiyle yaşıyor.
Ve bugün birçok emeklinin asıl beklentisi daha fazla şey satın almak değil;
en temel ihtiyaçlarını düşünmeden satın alabileceği bir alım gücüne yeniden kavuşmak.













