Bir şehri güzelleştirmek yalnızca yeni binalar yapmak değildir. Eskiyen sokakları yenilemek, bakımsız yapıları değerlendirmek ve vatandaşın yaşadığı çevreye sahip çıkmak da şehirciliktir. Peki Zonguldak, geçmişini koruyarak geleceğe hazırlanabiliyor mu?
Zonguldak’ta yürürken bazen insanın aklına aynı soru geliyor:
Bu şehir neden sahip olduğu güzellikleri yeterince ortaya çıkaramıyor?
Bir tarafta Karadeniz’in eşsiz manzarası…
Diğer tarafta yemyeşil tepeler…
Tarihiyle, madencilik kültürüyle, insanıyla kendine özgü bir şehir…
Ama bütün bu güzelliklerin arasında yılların yorgunluğunu taşıyan binalar, bakıma ihtiyaç duyan sokaklar ve değerlendirilmesi gereken alanlar da var.
Zonguldak’ın sorunu yalnızca yeni bir bina yapıp yapmamak değil.
Asıl mesele, mevcut şehir dokusunu nasıl daha düzenli, güvenli ve yaşanabilir hale getireceğimiz.
Çünkü bir şehrin yüzü sadece meydanlardan ibaret değildir.
O şehrin yüzü, vatandaşın her sabah kapısını açıp çıktığı sokaktır.
BOŞ BİNALAR NEDEN ŞEHRİN ORTASINDA BEKLİYOR?
Bir şehir düşünün.
İnsanlar kiralık ev arıyor.
Esnaf iş yeri bulmakta zorlanabiliyor.
Gençler kendilerine ait sosyal alanlar istiyor.
Diğer tarafta ise yıllardır kullanılmayan veya bakımsız bırakılmış yapılar bulunabiliyor.
İşte burada önemli bir çelişki ortaya çıkıyor.
Bir tarafta mekân ihtiyacı, diğer tarafta değerlendirilmeyi bekleyen binalar.
Elbette her boş bina hemen kullanıma açılabilecek durumda değildir.
Mülkiyet sorunları olabilir.
Yapısal problemler bulunabilir.
Ekonomik nedenlerle yenilenememiş olabilir.
Ancak bunların hiçbiri, kullanılmayan yapıların şehir planlamasında ele alınmaması gerektiği anlamına gelmez.
Öncelikle bu binaların envanteri çıkarılmalı.
Hangisi kullanılabilir?
Hangisi güçlendirilebilir?
Hangisi tarihi değer taşıyor?
Hangisi için yıkım veya yeniden yapım gerekli?
Bunların cevabı uzman incelemeleriyle ortaya konulmalı.
Çünkü boş bırakılmış bir binanın geleceği belirsiz kaldıkça çevresindeki yaşam da bundan etkilenebilir.
ESKİ BİNA BAŞKA, BAKIMSIZ BİNA BAŞKA
Burada önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.
Her eski bina kötü değildir.
Hatta bazı eski yapılar bir şehrin en değerli parçalarıdır.
Zonguldak’ın madencilik geçmişini, eski mahallelerini ve kendine özgü mimarisini düşünün.
Bu şehrin hafızası yalnızca kitaplarda değil, binalarında da yaşıyor.
Dolayısıyla kent estetiği adına her eski yapıyı ortadan kaldırmak doğru bir yaklaşım olmaz.
Ancak tarihi değeri olan bir yapıyı korumakla, bakımsız bir binayı yıllarca kaderine terk etmek de aynı şey değildir.
Korunması gereken korunmalı, yenilenmesi gereken yenilenmeli, risk taşıdığı belirlenen yapılar için gerekli tedbirler alınmalı.
Bunun yolu da gelişigüzel kararlar değil, bilimsel ve planlı bir şehircilik anlayışıdır.
BİR SOKAĞIN GÜZELLİĞİ SADECE ASFALTIYLA ÖLÇÜLMEZ
Zonguldak’ta sokak denildiğinde çoğu zaman yolun bozuk olup olmadığına bakıyoruz.
Elbette yol önemli.
Ama bir sokağı yaşanabilir yapan yalnızca asfalt değildir.
Kaldırımı düzgün mü?
Yağmur suyu tahliyesi yeterli mi?
Gece aydınlatması var mı?
Çöp konteynerleri uygun yerde mi?
Engelli vatandaşlar rahatça ilerleyebiliyor mu?
Bina cepheleri bakımlı mı?
Yayalar için güvenli alan bulunuyor mu?
Bir sokak bütün bu unsurlarla birlikte değerlendirilmelidir.
Çünkü asfaltı yeni olsa bile kaldırımı kullanılamayan, aydınlatması yetersiz veya yaya güvenliği sağlanmamış bir sokak tam anlamıyla yenilenmiş sayılmaz.
Şehircilik, yalnızca araçların geçtiği yolu değil, insanların yaşadığı çevreyi düzenlemektir.
ZONGULDAK’IN COĞRAFYASI ZOR AMA BU BİR MAZERET OLMAMALI
Zonguldak’ın dik yokuşları, dar sokakları ve engebeli arazisi şehir planlamasını zorlaştırıyor.
Bunu hepimiz biliyoruz.
Her mahallede geniş yollar açmak mümkün olmayabilir.
Her yere büyük parklar yapmak da kolay değil.
Ancak zor coğrafya, küçük iyileştirmelerden vazgeçmek anlamına gelmemeli.
Bir merdivenin onarılması…
Bir sokağın aydınlatılması…
Boş bir alanın düzenlenmesi…
Yıpranmış bir duvarın bakımının yapılması…
Yaşlı vatandaşların dinlenebileceği birkaç bankın yerleştirilmesi…
Bunlar devasa projeler olmayabilir.
Ama günlük yaşamı doğrudan etkiler.
Bazen bir mahallenin ihtiyacı milyonlarca liralık gösterişli bir proje değil, yıllardır çözüm bekleyen küçük sorunların giderilmesidir.
YENİ BİNALAR YÜKSELİYOR, PEKİ ESKİ MAHALLELER NE OLACAK?
Bir şehir büyürken eski mahallelerini unutmamalı.
Yeni konutlar yapılabilir.
Yeni iş merkezleri açılabilir.
Yeni yaşam alanları oluşturulabilir.
Bunlar şehirlerin gelişiminde doğal süreçlerdir.
Ancak gelişim yalnızca yeni yapıların bulunduğu bölgelerde hissediliyorsa eski mahallelerde yaşayan vatandaş kendisini geri planda kalmış hissedebilir.
Oysa herkes aynı şehirde yaşıyor.
Bir mahallede modern kaldırımlar, düzenli yollar ve bakımlı çevre bulunurken başka bir mahallede temel ihtiyaçların yıllarca çözüm beklemesi sorgulanmalıdır.
Şehrin merkezi güzelleşirken mahalle araları unutulmamalı.
Çünkü Zonguldak yalnızca Gazipaşa Caddesi’nden, sahilden veya ana yollardan ibaret değil.
Tepebaşı da Zonguldak.
Ontemmuz da Zonguldak.
Karaelmas da Zonguldak.
Baştarla da Zonguldak.
Her mahallenin kendine özgü ihtiyaçları var.
Ve her vatandaş yaşadığı çevrede düzenli, güvenli ve temiz bir ortamı hak ediyor.
KENT ESTETİĞİ LÜKS DEĞİLDİR
Bazıları kent estetiğini yalnızca görüntü meselesi olarak değerlendirebilir.
Oysa düzenli bir şehir, insanların günlük yaşamını da etkiler.
Bakımsız bir sokakla temiz ve düzenli bir sokakta yürümek aynı hissi vermez.
Yıpranmış, düzensiz bir çevreyle korunmuş ve özen gösterilmiş bir çevre arasında önemli fark vardır.
Kent estetiği yalnızca turistler için de değildir.
Öncelikle o şehirde yaşayan insanlar içindir.
Vatandaş evinden çıktığında kendisini iyi hissetmeli.
Çocuğuyla yürürken çevresinden rahatsız olmamalı.
Yaşadığı mahallenin yıllar geçtikçe daha iyi hale geldiğini görebilmeli.
Bir şehrin güzelleşmesi, orada yaşayan insanların yaşam kalitesinin artmasıyla anlam kazanır.
KENTSEL DÖNÜŞÜM SADECE BİNA YIKIP YENİSİNİ YAPMAK MI?
Kentsel dönüşüm denildiğinde çoğu kişinin aklına eski bir binanın yıkılıp yerine yenisinin yapılması geliyor.
Oysa dönüşüm bundan daha geniş bir mesele.
Yollar…
Altyapı…
Yeşil alanlar…
Otoparklar…
Yaya ulaşımı…
Afet güvenliği…
Sosyal donatı alanları…
Bunların tamamı birlikte düşünülmeli.
Bir binayı yenileyip çevresindeki ulaşım, altyapı ve sosyal alan sorunlarını olduğu gibi bırakırsanız yalnızca yapıyı değiştirmiş olursunuz.
Mahallenin yaşam kalitesini bütünüyle dönüştürmüş olmazsınız.
Üstelik dönüşüm planlanırken o bölgede yaşayan vatandaşların ekonomik koşulları da dikkate alınmalı.
İnsanların yıllardır yaşadığı mahallelerden kopmadan, güvenli ve sağlıklı konutlara erişebilmesi önemlidir.
ZONGULDAK’IN HAFIZASINI KAYBETMEDEN YENİLENMEK MÜMKÜN
Bu şehir sıradan bir kent değil.
Madencilik geçmişi var.
İşçi mahalleleri var.
Eski yapıları var.
Cumhuriyet döneminden izler taşıyan bir kent dokusu var.
Bütün bunlar Zonguldak’ın kimliğini oluşturuyor.
Bu nedenle yenilenme sürecinde şehrin hafızasını silmek yerine onu yaşatmanın yolları aranmalı.
Tarihi değeri bulunan yapılar restore edilerek kültür, sanat veya sosyal yaşam alanlarına dönüştürülebilir.
Uygun durumdaki eski binalar yeniden işlevlendirilebilir.
Madencilik geçmişini anlatan yapılar korunarak yeni nesillere aktarılabilir.
Böylece Zonguldak hem geçmişini sahiplenir hem geleceğe hazırlanır.
Çünkü şehir yenilemek, geçmişi yok etmek demek değildir.
BÜYÜK PROJELER KADAR KÜÇÜK DOKUNUŞLAR DA ÖNEMLİ
Zonguldak’ta zaman zaman büyük yatırımları, yeni projeleri ve şehir merkezinde yapılacak düzenlemeleri konuşuyoruz.
Bunların elbette yeri var.
Ama bir şehrin değişmesi için her zaman büyük bir açılış törenine ihtiyaç yok.
Bazen yıllardır kullanılmayan bir alanın temizlenmesi bile fark yaratır.
Bazen karanlık bir sokağa yapılan aydınlatma…
Bazen yıpranmış bir merdivenin onarılması…
Bazen bir mahallenin çocuklarına kazandırılan küçük bir oyun alanı…
Vatandaş için büyük anlam taşır.
Çünkü şehirde yaşamak, yalnızca büyük projeleri uzaktan izlemek değildir.
Şehirde yaşamak, yapılan hizmetin günlük hayatınıza dokunmasıdır.
ZONGULDAK’IN YÜZÜ DEĞİŞECEKSE HERKES BUNU HİSSETMELİ
Bence artık şu soruyu daha fazla sormalıyız:
Zonguldak’ı yalnızca dışarıdan güzel görünen bir şehir haline mi getirmek istiyoruz?
Yoksa içinde yaşayan insanların mutlu olduğu, güvenle yürüdüğü, rahatça nefes aldığı bir şehir mi oluşturmak istiyoruz?
İkincisini istiyorsak işe mahallelerden başlamalıyız.
Boş binaları konuşmalıyız.
Eskiyen sokakları konuşmalıyız.
Bakımsız alanları konuşmalıyız.
Kent estetiğini konuşmalıyız.
Ama hepsinden önemlisi, bunları geçici çözümlerle değil uzun vadeli bir planlamayla ele almalıyız.
Zonguldak’ın güzelleşmesi yalnızca belediyelerin değil; ilgili kamu kurumlarının, mülk sahiplerinin, meslek odalarının ve vatandaşların da ortak sorumluluğudur.
Şehrin geleceği için birlikte düşünmek gerekiyor.
Çünkü bu şehir hepimizin.
Ve hepimiz daha güzel bir Zonguldak’ta yaşamayı istiyoruz.
Son sözüm şu:
Zonguldak’ın yüzünü değiştirmek için yalnızca yeni binalara ihtiyacımız yok.
Eskiyen sokaklara sahip çıkmaya, boş yapıları değerlendirmeye, mahalleleri unutmamaya ve bu şehre hak ettiği özeni göstermeye ihtiyacımız var.
Çünkü bir şehrin gerçek değişimi, uzaktan çekilen fotoğraflarda değil;
vatandaşın her sabah yürüdüğü sokakta başlar.













