GERÇEKLER KONUŞULMAZSA TOPLUMUN SESİ KİM OLACAK?
Gerçekler konuşulmazsa, toplumun sesi kim olacak?
Basın, bir toplumun gözü, kulağı ve sesidir. Halkın yaşadıklarını dile getiren, sorunları gündeme taşıyan, yapılan yanlışları sorgulayan ve kamuoyunu bilgilendiren en önemli kurumlardan biridir. Peki, bir gün basın susarsa ne olur?
Sorunlar konuşulmaz, haksızlıklar gündeme gelmez, vatandaşın sesi duyulmaz. Yanlışlar karşısında sorular sorulmadığında, doğruya ulaşmak da zorlaşır. Çünkü basın yalnızca haber yapan bir meslek grubu değil, aynı zamanda toplumun hafızasını oluşturan önemli bir güçtür.
Basın susarsa, sessizlik büyür.
Bir mahallede vatandaşın sorunu varsa, bir esnafın derdi varsa, bir işçinin hakkı yeniyorsa ya da kamuoyunun cevap beklediği sorular bulunuyorsa bunların dile getirilmesi gerekir. Basının görevi, bu sorunları görmezden gelmek değil; araştırmak, doğrulamak ve kamuoyuna aktarmaktır.
Elbette her iddia haber değildir. Her duyum gerçek kabul edilemez. Gazetecilik; araştırma, belge, doğruluk ve sorumluluk ister. Ancak gerçekler ortaya konulduğunda, bundan rahatsızlık duyulması gazeteciliğin değerini ortadan kaldırmaz.
Basın özgür olmalı, gazeteci korkmadan soru sorabilmeli!
Gazetecinin görevi birilerini memnun etmek, birilerinin gönlünü hoş tutmak ya da güçlü olanın yanında durmak değildir. Gazetecinin öncelikli sorumluluğu kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.
Basın, gerektiğinde eleştirir; gerektiğinde takdir eder. Yapılan doğru işleri de yanlışları da aynı sorumluluk anlayışıyla aktarır. Çünkü tarafsızlık, yalnızca eleştirmek değil, gerçeği olduğu gibi ortaya koyabilmektir.
Bir gazeteci soru sorduğunda hemen düşman ilan ediliyorsa, bir haber yapıldığında gazeteci hedef gösteriliyorsa, eleştiri kişisel bir meseleye dönüştürülüyorsa burada düşünülmesi gereken önemli bir konu vardır: Acaba sorulardan mı rahatsız olunuyor, yoksa soruların cevaplarından mı?
Unutulmamalıdır ki eleştiri, düşmanlık değildir. Soru sormak, suçlamak anlamına gelmez. Haber yapmak da tek başına bir tarafın karşısında olmak demek değildir.
Yerel basının sesi daha da önemlidir
Özellikle Zonguldak gibi kentlerde yerel basının ayrı bir önemi vardır. Çünkü yerel gazeteci, yalnızca büyük olayları değil, vatandaşın günlük hayatını da takip eder.
Bir mahallenin yol sorununu, bir esnafın ekonomik sıkıntısını, bir emeklinin geçim mücadelesini, bir işçinin beklentisini ve kentin geleceğini ilgilendiren konuları gündeme taşır.
Yerel basın, kentin hafızasıdır. Bugün yazılan bir haber, yarın o şehrin tarihine ışık tutabilir.
Bu nedenle yerel gazeteciliğin yaşaması, gazetecilerin emeklerinin karşılığını alması ve haberlerini baskı altında kalmadan hazırlayabilmesi büyük önem taşır. Ekonomik zorluklar, ilan gelirlerine bağımlılık, kişisel ilişkiler ve çeşitli baskılar gazeteciliğin hareket alanını daraltmamalıdır.
Ancak burada basına da önemli sorumluluklar düşmektedir. Habercilikte doğruluktan uzaklaşmamak, kişisel hesaplaşmaları haberin önüne geçirmemek ve kimsenin hakkını somut dayanak olmadan hedef almamak gerekir.
Çünkü özgür basın kadar, sorumlu basın da toplum için vazgeçilmezdir.
Susmak mı, konuşmak mı?
Basının susması yalnızca gazetelerin sayfalarının boş kalması demek değildir. Asıl tehlike, sorulması gereken soruların sorulmaması, konuşulması gereken konuların görmezden gelinmesi ve vatandaşın kendisini yalnız hissetmesidir.
Demokrasilerde basının görevi, kimseyi peşinen suçlu ilan etmek değil; gerçeklerin ortaya çıkmasına katkı sunmaktır. Bunun yolu da özgürlükten, hukuktan, şeffaflıktan ve karşılıklı saygıdan geçer.
Bir şehirde basın özgürce çalışabiliyorsa, vatandaş sorunlarını dile getirebiliyorsa ve yöneticiler eleştirilere açık olabiliyorsa toplumun sorunlarını çözme imkânı da güçlenir.
Çünkü gelişmenin yolu, sorunları saklamaktan değil, onları doğru tespit edip çözüm aramaktan geçer.
SON SÖZ
Basın susarsa yalnızca gazeteciler susmuş olmaz; haber bekleyen vatandaşın, derdini anlatmak isteyen esnafın, hakkını arayan işçinin ve sesini duyurmak isteyen herkesin sesi zayıflar.
Basın ne birilerinin çıkarına hizmet etmeli ne de kişisel hesaplaşmaların aracı hâline gelmelidir. Basın; gerçeğin, hukukun, kamu yararının ve toplumun doğru bilgiye ulaşma hakkının yanında durmalıdır.
Çünkü güçlü basın, güçlü toplumun önemli dayanaklarından biridir.
Ve unutulmamalıdır:
Bir toplumda sorular sorulamıyorsa, sorunlar konuşulamıyorsa ve gerçekler özgürce yazılamıyorsa, en çok ihtiyaç duyulan şey daha fazla sessizlik değil, daha fazla cesaret, sorumluluk ve özgürlüktür.
Basın sustuğunda karanlık büyümesin diye, gerçeğin sesi her zaman duyulmalıdır.
HABER : YUSUF ÇOLAK













