Zonguldak’ı uzaktan izleyen biri için burası denizi, yeşili, madencilik tarihi ve kendine özgü coğrafyasıyla güzel bir Karadeniz kenti.
Ama Zonguldak’ta yaşayanların şehre baktığı pencere biraz farklı.
Çünkü bir şehir sadece manzarasıyla güzel olmuyor.
Sabah evinden çıktığında yürüyebiliyor musun?
Aracınla çarşıya indiğinde park edebiliyor musun?
Yağmur yağdığında rahatça yoluna devam edebiliyor musun?
Çocuğunu güvenle parka gönderebiliyor musun?
Akşam olduğunda ailenle vakit geçirebileceğin yeterli alan bulabiliyor musun?
Asıl mesele burada başlıyor.
ZONGULDAK’IN EN PAHALI ŞEYİ ZAMAN OLMAYA BAŞLADI
Bazen birkaç kilometrelik yol için gereğinden fazla zaman harcıyoruz.
Trafik…
Park yeri arayışı…
Daralan yollar…
Çift sıra bırakılan araçlar…
Bir yere yetişmeye çalışan vatandaş için bunların hepsi ayrı bir stres.
İnsan işe giderken yoruluyor, işten eve dönerken bir kez daha yoruluyor.
Şehir hayatı zaten hızlı.
Zonguldak’ın coğrafi şartları da kolay değil.
Bu nedenle elimizdeki yolları ve şehir alanlarını çok daha akıllı kullanmak zorundayız.
KALDIRIM VAR, YAYA YÜRÜYEBİLİYOR MU?
Bir şehrin kalitesini anlamak istiyorsanız yalnızca ana caddesine bakmayın.
Kaldırımına bakın.
Çocuk arabasıyla yürüyen anneye bakın.
Bastonuyla ilerleyen yaşlıya bakın.
Tekerlekli sandalye kullanan vatandaşa bakın.
Yaya olarak bir noktadan diğerine ulaşmanın ne kadar kolay olduğuna bakın.
Çünkü şehir otomobiller için değil, öncelikle insanlar için vardır.
Kaldırımın üzerine araç çıktığında, geçiş alanları daraldığında veya yaya yolu çeşitli engellerle kapandığında vatandaş mecburen yola iniyor.
O zaman küçük gibi görünen şehircilik sorunları doğrudan güvenlik meselesine dönüşüyor.
HER ŞEYİ COĞRAFYAYA BAĞLAYAMAYIZ
Zonguldak denildiğinde yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz:
“Bu şehrin coğrafyası zor.”
Doğru.
Dağ ile deniz arasına sıkışmış bir şehirden söz ediyoruz.
Ancak coğrafyanın zor olması plansızlığın bahanesi olmamalı.
Tam tersine, zor coğrafya daha iyi planlama gerektirir.
Alanımız azsa elimizdeki alanı daha verimli kullanacağız.
Otoparkımız yetersizse alternatif üreteceğiz.
Yaya alanlarımız darsa onları araç işgalinden koruyacağız.
Şehrin büyüme yönünü bugünden düşünmek zorundayız.
Çünkü Zonguldak’ın yeni yollar üretecek sınırsız arazisi yok.
BÜYÜK PROJELER KADAR KÜÇÜK DOKUNUŞLAR DA ÖNEMLİ
Şehirler için büyük projeler konuşmayı seviyoruz.
Milyonluk yatırımlar, yeni yollar, yeni binalar…
Elbette bunların hepsi önemli.
Ama vatandaş bazen milyonluk proje istemiyor.
Evinin önündeki çukurun kapatılmasını istiyor.
Kaldırımda rahat yürümek istiyor.
Çöp konteynerinin düzenli boşaltılmasını istiyor.
Akşam sokağının aydınlık olmasını istiyor.
Yağmur yağdığında suyun evinin veya iş yerinin önünde birikmemesini istiyor.
Otobüsünü gereğinden fazla beklemek istemiyor.
Bunlar küçük işler gibi görülebilir.
Oysa belediyecilikte vatandaşın günlük hayatına dokunan işler çoğu zaman en büyük projelerden daha fazla hissedilir.
BU ŞEHRİN İNSANI ÇOK ŞEY İSTEMİYOR
Zonguldaklı yıllardır büyük sözler duyuyor.
Farklı dönemlerde farklı projeler anlatılıyor.
Ama vatandaşın günlük beklentisi aslında son derece basit:
Daha düzenli yollar.
Daha rahat ulaşım.
Daha temiz sokaklar.
Daha fazla sosyal alan.
Daha güvenli kaldırımlar.
Daha yaşanabilir mahalleler.
Ve sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale eden değil, sorun ortaya çıkmadan önce önlem alan bir şehir yönetimi anlayışı.
ZONGULDAK’IN EN BÜYÜK PROJESİ “YAŞANABİLİR ŞEHİR” OLMALI
Belki de artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
Nasıl bir Zonguldak istiyoruz?
Sadece içinden geçilen bir şehir mi?
Sabah işe gidilip akşam eve dönülen bir şehir mi?
Yoksa insanların sokaklarında yürümekten, çarşısında vakit geçirmekten, sahilinde oturmaktan ve çocuklarını burada büyütmekten keyif aldığı bir şehir mi?
Zonguldak’ın denizi var.
Ormanı var.
Tarihi var.
Madencilik kültürü var.
Üniversitesi var.
Her şeyden önemlisi bu şehre bağlı insanları var.
Eksik olan Zonguldak sevgisi değil.
O sevgiyi günlük yaşam kalitesine dönüştürebilmek.
Bir şehrin gelişmişliği sadece yapılan binalarla ölçülmez.
Bazen düzgün bir kaldırım, açık bir mazgal, temiz bir sokak ve zamanında gelen bir otobüs çok daha fazla şey anlatır.
Çünkü şehir dediğimiz şey beton değil.
Şehir, sabah kapısını açıp sokağa çıkan insanın nasıl bir gün yaşadığıdır.













